Kitap
:
Buhari
Bölüm
:
RESÛLULLÂH İLE ASHÂB'ININ MEDÎNE'YE HİCRETİ BÂBI
Konu
:
Ebû Bekr;Habeşistan hicreti;Hz. Ebûbekr'in fazîleti;Hz. Peygamber'le Hz. Ebûbekr'in Medîne'ye hicretlerine âit teferruat;İlk müslümanların gizli ibâde
Kayıt No
:
7527
Kaynak
:
Ravi (r.a.)
:
Ümmü'l-mü'minîn Âişe
Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe radiya'llahu anhâ'dan rivâyete göre şöyle demiştir: Babamla anamın İslâm dîniyle mütedeyyin olmıyarak yaşadıklarını hiç hatırlamadım. O zamanlarda bir günümüz geçmezdi ki, o günde sabah ve akşam vakitlerinde Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bize gelmemiş olsun. Müslümanlar (Kureyş müşrikleri tarafından) ezâ ve işkenceye uğrayınca (Resûlullah Habeşistan'a hicrete izin vermiş) Ebû Bekir de Habeşe diyârı tarafına hicret etmek üzere (Mekke'den) çıkmıştı. Ebû Bekir Berkü'l-ğımâd mevkiine gelince kendisine İbnü'd-Değıne kavuşmuştu. İbnü'd-Değıne Kare kabîlesinin ulusudur. Ebû Bekir'e: - Nereye gitmek istiyorsun? diye sordu. Ebû Bekir de: - Beni kavmim (in ezâsı) çıkardı. Şöyle tenhâ bir yere çekilmek ve orada Rabb'ime ibâdet etmek istiyordum! demekle İbnü'd-Değıne: - Ey Ebû Bekir! Senin gibi bir zât, ne yurdundan çıkar, ne de (başkaları tarafından) çıkarılır. Bir hakîkattir ki, sen, herkeste bulunmıyan (en değerli) bir mahı ihsân edersin; akrabânı ziyâret eylersin; reşîd olmıyan âile efrâdının yükünü çekersin; misâfiri ağırlarsın; hayır işlere yardım edersin!. Şimdi ben senin için bir hâmîyim. Haydi (Mekke'ye) dön de kendi memleketinde Rabb'ine ibâdet et! demiştir. Bunun üzerine Ebû Bekir geri dönmüş, İbnü'd-Değine de kendisiyle berâber yollanmıştır. (Mekke'ye gelince) İbnü'd-Değıne o akşam Kureyş eşrâfını dolaşarak onlara: - Ey Kureyş! Ebû Bekir gibi muhterem bir zât şüphesiz ki, ne memleketinden darılıp çıkar, ne de çıkar (ılmağa mecbûr ed) ilirdi. Ey Kureyş! Siz, şu âlî fazîletleri hâiz olan bir adamı memleketinden çıkarmak mı istersiniz? O, hayır işlere yardım eder; o, akrabâyı ziyâret eyler; o, âile yükünü çeker; o, misâfiri ağırlar; o, kimsede bulunmıyan en kıymetli malı ihsân eder! diyerek Ebû Bekir'i emânına aldı. Kureyş de İbnü'd-Değıne'nin Ebû Bekr'i emânına almasını reddetmedi. Hakkındaki bu sözlerini yalanlayıp ahd ü emânını reddetmediler. Ve İbnü'd-Değıne'ye: - Ebû Bekr'e söyle! O, (bir şeye karışmasın!) Evinde Rabb'ine ibâdet etsin; evinde namaz kılsın; ne dilerse okusun! Fakat okuduğu ile bize ezâ vermesin; alenî okumasın!. Çünkü biz, kadınlarımızı ve çocuklarımızı dalâle düşürmesinden korkarız! dediler. Kureyş'in bu sözlerini de İbnü'd-Değıne Ebû Bekr'e söyledi. Ebû Bekir de bu şerâite göre evinde Rabb'ine ibâdet etmek, namazını âşikâre kılmamak, evinin dışında Kur'ân okumamak üzere ikamet etti. Bir zaman sonra Ebû Bekir için bunu muhâlifi bir re'y hâsıl oldu da evinin önünde bir mescid yaptı. Burada namaz kılmağa, Kur'ân okumağa başladı. Bunun üzerine müşrik kadınları ve çocukları Ebû Bekir'in ibâdet ve kırâatine taaccüb ederek ona bakmak için birbirlerini itiyor ve onun üzerine düşüyorlardı. Ebû Bekir ince yürekli idi. Çok ağlardı. Kur'ân okuduğu vakit bir türlü göz yaşların tutamazdı. Ebû Bekr'in bu hâli Kureyş müşriklerinin eşrâfını korkuttu da onlar İbnü'd-Değıne'ye haber gönderdiler. İbnü'd-Değıne de onların yanına geldi. Kureyş: - Biz Ebû Bekir hakkında -evinde Rabb'ine ibâdet etmek üzere- himâye ve siyânetine müsâade etmiştik. Ebû Bekir ise bu haddi tecâvüz ederek evinin önünde bir mescid yapmış, içinde alenî namaz kılmağa, Kur'ân okumağa başlamıştır. Doğrusu biz, kadınlarımızın, çocuklarımızın iğfâl edilmesinden korkuyoruz. Artık Ebû Bekir'i bundan men' et! Eğer Ebû Bekir Rabb'ine evinde ibâdet etmekle iktifâ ederse ibâdet etsin, eğer imtinâ eder de her halde namaz ve kırâatini i'lân etmek isterse, verdiğin ahd ü emânını sana iâde etmesini iste!. Emîn ol ki biz, sana verdiğimiz sözden caymağı çirkin gördük. Fakat biz, Ebû Bekir'in alenî ibâdet etmesine de söz vermiş değiliz! dediler. Âişe der ki: Bunun üzerine İbnü'd-Değıne Ebû Bekir'e geldi de: - Ey Ebû Bekir! Benim nasıl bir husûs üzerine sana söz vermiş oldğumu pek iyi bilirsin! Şimdi sen ya o husûsa riâyet edersin, yâhud da ahd ü emânımı bana iâde eylersin! Emîn ol ki ben, bir kimseye verdiğim ahd ü emânımı nakzetmiş olduğumu Arab milletinin işitmesini arzu etmem! dedi. Bunun üzerin Ebû Bekir: - Ey İbnü'd-Değıne, ben artık senin himâyeni sana iâde ediyorum!. Ben Azîz ve Celîl olan Allah'ın himâyesine râzıyım (O'na sığınırım) dedi. Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem ise o esnâda Mekke'de bulunuyordu. Ve Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem müslümanlara: - Ey müslümanlar! Sizin hicret edeceğiniz şehir, iki kara taşlık arasında hurmalıkları muhtevî bulunduğu bana gösterildi! di (ye Ashâb'ını Medîne'ye hicrete teşvîk buyur) muş ve bu sûretle Medîne tarafına hicret edenler (fevc fevc) hicret etmişti. Habeşistan'a hicret edenler (in mühim bir kısmı) da (Mekke yoliyle) Medîne'ye dönüp gelmişlerdi. Ebû Bekir de Medîne tarafına hicrete hazırlanmıştı. Fakat Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ona: - Sabret! Bana da (hicret için Allah tarafından) izin verilmesini umarım, buyurdu. Ebû Bekir de: - Yâ Resûla'llah babam, anam sana kurban olsun! Böyle bir müsaade kelimesini umar mısın? diye sordu. Resûlullah da: - Evet umarım! diye tasdîk buyurdu. Bu cihetle Ebû Bekir de Resûlullah'a hicrette refâkat etmek üzere hemen hareket etmekten vazgeçti. Aynı zamanda Ebû Bekir evinde bulunan en kuvvetli iki hecin devesini dört ay ağaç yaprağiyle ev için besledi. (Hârice salıvermedi). Âişe der ki: Bir gün biz zeval vaktinin ilk saatinde (ve en sıcak zamânında) Ebû Bekir'in evinde (yâni evimizde) oturuyorduk. Ev hakından biri Ebû Bekir'e: - İşte Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bize gelmesi mu'tâd olmıyan bir saatte başını bir sargı ile sarmış olarak geliyor! dedi. Ebû Bekir de: - Babam, anam ona kurban, va'llahi mühim bir hâdise olmadıkça bu saatte gelmek âdeti değildi! dedi. Âişe (rivâyetine devâm ederek) der ki: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem geldi. İzin istedi de, buyurun denildi. Bunun üzerine evimize girdi. Müteâkıben Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Ebû Bekir'e: - Yanında kim varsa dışarı çıkar! buyurdu. Ebû Bekir de (benimle annem Ümm-i Rumân'ı ve kardeşim Esmâ'yı kasd ederek): - Babam sana kurban yâ Resûla'llah! Onlar senin ehlin ve mahremindir, (ecnebî yoktur) dedi. Resûlullah: - Ey Ebû Bekir! Mekke'den çıkmaklığım, (Medîne'ye hicretim) için bana izin verildi, dedi. Ebû Bekir de: - Yâ Resûla'llah, babam sana kurban olsun! Ben de sohbetinizde ve maiyetinizde bulunmak isterim! dedi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Evet! (Sen de arzu ettiğin vechile maiyetimdesin!) buyurdu. Ebû Bekir: - Babam sana kurban yâ Resûla'llah, şu iki binit devesinden birini beğen, al! dedi: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - Ancak bedeliyle alabilirim! buyurdu. Âişe der ki: Biz Resûlullah ile Ebû Bekir'in sefer levâzımını çarçabuk hazırladık. Her ikisi için bir dağarcık içinde bir mikdar azık düzenleyip koyduk. Ağzı bağlanacağı sıra Ebû Bekir'in kızı kardeşim Esmâ', belinin kuşağından bir parça yırtıp ayırdı da onunla dağarcığın ağzını bağladı. Bu cihetle Esmâ'ya "Zâtü'n-nitâkayn = İki kuşaklı" denildi. Âişe der ki: Sonra Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekir (evimizin arkasındaik bir pencere deliğinden çıkıp) Sevr dağındaki bir mağaraya (bir perşembe günü, cum'a gecesi) ulaştılar. Ve orada üç gece gizlendiler. (Bir pazar günü yola çıktılar). Her gece yanlarında Ebû Bekir'in oğlu Abdullah gecelerdi. Abdullah mahâretli, çabuk anlayışlı tâze bir gençti. Seher vakti Resûlullah ile Ebû Bekir'in yanından çıkar, Mekke'de gecelemiş gibi Kureyş ile sabahlardı. Abdullah Resûlullah ile Ebû Bekir hakkında Kureyş müşriklerinin hîlelerinden duyduğu şeyleri hıfzeder, tâ karanlık basınca gelir, Resûlullah ile babasına haber verirdi. Ebû Bekir'in kölesi Âmir İbn-i Füheyre (o civarda) bol sütlü, sağmal koyun otlatır, ve akşamdan bir müddet geçtiğinde Resûlullah ile Ebû Bekir'e getirirdi. Onlar da (sağıp) tâze süt içerek gecelerlerdi. O süt, kendi sağmallarının sütü idi. Ve içine kızgın taş konularak ısıtılmış (ve bir derece pişirilmiş) idi. Nihâyet gecenin sonunda Âmir İbn-i Füheyre (mağaranın önüne gelir) sağmal koyuna seslenirdi. (Alır yaymağa götürürdü). Resûlullah ile Ebû Bekir'in mağarada bulundukları üç gecenin hepsinde Âmir süt işini böyle te'mîn etmiştir. Resûlullah ile Ebû Bekir (Mekke'de iken) Abd İbn-i Adiy İbn-i Dîl'den -yol kılavuzluğunda mahâretli- (Abdullah İbn-i Üreykıt nâmında) bir kişi îcarlamışlardı. Bu adam Âs İbn-i Vâil Sehmî oğulları hakkında halîf olarak eline kana batırmıştı. Hâlâ da küffâr-ı Kureyş'in dîni üzere idi. Fakat (doğruluğuna) emniyet ve i'timâd ederek Resûlullah ile Ebû Bekir develerini ona teslîm etmişler, ve üç gece sonra develeriyle berâber Sevr dağında buluşmak üzere muvâade ve muâhede eylemişlerdi. Bu kılavuz kişi Resûlullah ile Ebû Bekir'in develeriyle üçüncü gecenin sabahında Sevr'e, yanlarına geldi. Resûlullah ve Ebû Bekir ile berâber Âmir İbn-i Füheyre ve kılavuz Abdullah İbn-i Üreykıt de yollandılar. Ve kılavuz, yolcular için savâhil yolunu tâkib ederek Medîne'ye müteveccihen hareket ettiler. (Müdlic oğullarından) Sürâka İbn-i Cu'şum der ki: (Resûllulah'ın hicret mekvibi Müdlic oğulları sınırından geçtiği sırada) Kureyş müşriklerini etrâfa saldıkları adamları bize geldi. Anlaşıldığına göre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekir'den her birini öldüren veya esîr eden kimse için müşrikler ayrı ayrı câize ve mükafât tâyin etmişlerdi. Sürâka der ki: Bugünlerde ben, kavmim Müdlic oğullarının toplantılarından birisinde oturuyordum. Bu sırada Kureyş adamlarından bir kişi çıkageldi, ve biz otururken o ayakta dikildi de: - Ey Sürâka! Ben, -hemen önüm sıra- sâhile doğru yollanan birkaç yolcu karaltısı gördüm. Öyle sanıyorum ki, bunlar Muhammed'le Ashâb'ıdır! dedi. Sürâka der ki: Derhal anladım ki bu adamın anlattığı yolcular, Muhammed ile Ashâb'ıdır. Fakat (ondan saklamak için): - Gördüğün karaltılar Muhammed'le Ashâb'ı değildir. Sen filân ve falan kişileri görmüş olacaksın! Şimdi onlar bizim gözümüzün önünden geçip gitmişlerdir, dedim. Sonra (hareketimi meclistekilere anlatmak için) bir müddet daha mecliste eğlendim. Sonra kalkıp evime girdim. Ve câriyeme atımı alıp çıkmasını, ve yüksek tepenin arkasında beni beklemesini emrettim. Ben de kargımı alarak evimin arka tarafından çıktım. Ve kargımın (parıltısı nazarlarını celbetmemek için) alt tarafını yerde sürüklemiş, üst tarafını da aşağıya doğru tutmuştum. Nihâyet atımın yanına geldim; üstüne bindim, ve beni gayeme yaklaştırmak için hayvanı dört nala kaldırdım. En sonu Resûlullah ile Ashâb'ına yetişip yaklaştım. Bu sırada atım sürçtü, kapaklandı. Ben de atımdan düştüm. Fakat hemen (toparlanıp) kalktım. Ve elimi ezlâm kuburuna uzattım, ondan fal kalemlerini çıkarıp -Muhammed'le Ashâb'ına zarar verir miyim, yoksa vermez miyim? diye- onlara tefe'ül ettim. Fal netîcesinde hoşlanmadığım cihet (yâni zara veremiyeceğim) çıktı. Bunun üzerine ben yine atıma bindim. Ezlâmın muhâlif zuhûruna rağmen atımı yine dört nala kaldırdım. (Ve beni Resûlullah ile Ashâb'ına yaklaştırmasına çalıştım ve yaklaştım). Hattâ Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in okuduğunu işittim. Bir halde ki, Resûlullah arkasına dönüp bakmıyordu. Ebû Bekir ise çok bakınıyordu. Resûlullah'ın okuduğunu işittiğim sırada atamın iki ön ayağı yere (kum içine) battı. Hattâ bu batış dizlerine kadar irişti. Ben de attan düştüm. Sonra ben hayvanı kalkmağa zorladım. O da kalkmağa çalıştı. Fakat bir türlü ayaklarını çıkarmaya gücü yetişmedi. Hayvan (hayli zorlukla homurdanarak) kalkıp durunca da hemen iki ayağının gömülen izinden göğe doğru ateş dumanı gibi bir duman yükselip dağıldı. Bunun üzerine ben fal kalemleriyle tekrar tefe'ül ettim. Yine hoşlanmadığım sûrette çıktı. Sonra ben Muhammed'le Ashâb'ına: - El-amân! diye haykırdım. Bunun üzerine durdular. Ben de atıma binerek tâ yanlarına vardım. Resûlullah ve Ashâbı'nı taarruzumdan koruyun bunca hârikalarla karşılaştığım şu anda gönlümde kat'î bir kanâat hâsıl oldu ki, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in yakında emri zâhir ve nübüvvet da'vâsı galib olacaktır. Bu kanâat üzerine Resûlullah'a: - Kavmin Kureyş senin katlin veya esâretin hakkında câizeler va'detti! dedim. Ve Kureyş'in, kendisine ve Ashâb'ına karşı ne kadar fenâlık yapmak istediklerini birer birer haber verdim. Ve kendilerine yol azığı ve levâzımı arzettim. Fakat benden bir şey almadılar, ve hiçbir şey de almak istemediler. Yalnız Resûlullah ile Ebû Bekir bana: - Ey Sürâka, bizim yolculuğumuzu gizle! dediler. Bunun üzerine ben Resûlullah'tan hakkımda bir emannâme yazmasını istedim. Resûlullah da Âmir İbn-i Füheyre'ye emretti. Âmir da deri parçasına yazıp verdi. Sonra Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem (maiyetiyle) yoluna devâm etti. Yolda müslümanlardan deve suvârîsi bir kafile içinde gelmekte olan Zübeyr İbni'l-Avvâm'a kavuştu. Bu kafile Şam'dan avdet eden tâcirlerdi. Zübeyr, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekir'e beyaz maşlahlar giydirdi. Medîne'de müslümanlar Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in Mekke'den yola çıktığını işitmişlerdi ve (istikbâl için) her sabah kuşluk vakti "Harre" mevkiine çıkarak öğle sıcağı basıncaya kadar Resûlullah'ın teşrîfine intizâr ederlerdi. Yine bir gün müslümanların intizarları uzadıktan sonra dönmüşlerdi. Evlerine girdikleri sırada yahûdîlerden bir kişi, kendisine âit bir işe bakmak üzere yahûdî kulelerinden bir kulenin üzerine çıkıp yüksekten uzaklara bakmakta iken Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile Ashâb'ını beyazlar giymiş oldukları halde -(sıcaktan hâsıl olan) serab ve sis manzaralarını yararak- geldiklerini gördü. Artık yahûdî (bu muhteşem mevkibin kudûmunu) saklamağa muktedir olamıyarak en yüksek sesiyle: - Ey Arab cemâati, beklediğiniz o devletiniz işte geliyor! diye haykırdı. Bu sesi işiten bütün müslümanlar silâhlarına sarılarak evlerinden sıçrayıp Resûlullah'ın istikbâline koştular. Ve Harre denilen kara taşlık yolunda Resûlullah'a kavuştular. (Tekbîr sadâlariyle arz-ı ta'zîmât edilen) Resûlullah, şimdi maiyyetiyle ve istikbalcileriyle Medîne'nin sağ tarafına (Kubâ cihetine) doğru meylederek yollandı. Nihâyet Resûlullah maiyetiyle berâber (Hârise oğullarından) Amr İbn-i Avf âilesinin yurduna indi. Ve onlar (ın riyâsetinde bulunan Gülsûm İbn-i Hidm)e misâfir oldu. (Resûlullah'tan önce hicret edenler de bu âile yurdunda misâfir idiler. 1556 numaralı hadîse bakınız!) Kubâ'ya muvâsalat Rebîulevvel ayının bir pazartesi gününe müsâdif idi. İstikbalcilere karşı kabul merâsimini Ebû Bekir yapmış ve görüşmüştü. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ise sükût edip bir tarafa oturmuştu. Hattâ Ensâr'dan Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'i evvelce görmiyerek Kubâ'ya (hoşâmedîye) gelenler, Ebû Bekir'i (Şam ticâreti münâsebetiyle) tanıdıklarından ibtidâ ona selâm veriyorlardı. Tâ ki, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e güneş isâbet edip de edip de hemen Ebû Bekir varup kendi ridâsiyle Resûlullah'ın üzerine gölgelik yapınca o zaman Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'i herkes tanıdı. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Amr İbn-i Avf oğullarında on küsur (on dört) gece misâfir kaldı. Bu müddet zarfında takvâ üzerine kurulan mescidini te'sîs buyurdu. Ve bu mescid içinde namaz kıldı. Sonra Resûlullah devesine bindi. Muhâcirlerden ve Ensâr istikbalcilerinden mürekkeb bir mevkib rikâbında yürümek sûretiyle sürûr ve şâd-mânî ızhâr ederek Medîne'ye haraket etti. Nihâyet Medîne'ye varıldığında deve Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in Medîne'deki mescidinin yerinde çöktü. Burasını müslümanlar o sırada namazgâh ittihaz etmişlerdi. Daha evvel de Sa'd İbn-i Zürâre'nin terbiyesinde bulunan Süheyy ve Sehl adlı iki yetim çocuğa âid olup hurma kurutacak harman yeri idi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in devesi bu arsaya gelip çökünce Resûlullah: - İnşâ-Allah burası bizim menzilimiz ve makamımızdır! buyurdu. Bilâhare Resûlullah bu iki genci da'vet edip burasını mescid yapmak üzere değer bahâsiyle onlardan almak istedi. Bu gençler de: - Yâ Resûla'llah, burasını biz sana bağışlarız! dediler. Fakat Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem çocuklardan hibe sûretiyle almak istemedi. Nihâyet muayyen bir bedel ile satın aldı. Sonra Mescid-i Saâdet'i binâ etti. Mescidin inşâsı sırasında Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Ashâb ile berâber mecsid duvarlarına kerpiç taşımağa başladı. Taşırken de şu beyitleri okudu: "Ey Rabb'imiz! Yüklenip taşıdığımız şu balçıktan düzülmüş ham kerpiç yükü Hayber (in hurma ve üzüm mahsullerinin nefis) hamûlesinden daha hayırlıdır ve daha temizdir. Şüphesiz ki hayır ve menfaat âhiret ecr-ü sevâbıdır. Allah'ım! Sen Ensâr'a ve Muhâcirlere merhamet buyur!".
Kitap
:
Buhari
Bölüm
:
RESÛLULLÂH İLE ASHÂB'ININ MEDÎNE'YE HİCRETİ BÂBI
Konu
:
Medîne'ye ilk hicret edenler
Kayıt No
:
7528
Kaynak
:
Ravi (r.a.)
:
Ensâr'dan Berâ' İbn-i Âzib
Rivâyetine göre şöyle demiştir: Bize ilk önce hicret edenler Mus'ab İbn-i Umeyr ve İbn-i Ümm-i Mektûm'dur. Bunlar Medîne müslümanlarına Kur'ân okuturlardı. Sonra Bilâl, Sa'd İbn-i [Ebî Vakkas], Ammâr İbn-i Yâsîr hicret ettiler. Daha sonra Ömer İbn-i Hattâb -Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in Ashâbından yirmi kişi ile- hicret etti. Bunlardan sonra da Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (Ebû Bekir ve Âmir İbn-i Füheyre ile) hicret buyurdu. Artık ben Medîne halkını Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in teşrîfine ferahlandığı gibi bir şeye ferahlandığını görmedim. Hattâ (Benî Neccâr'dan) genç kızlar "Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem geldi" diye sevinmeğe başladılar. Ben de Resûlullah henüz hicret etmeden önce -mufassaldan sayılan sûrelerle berâber- ...(sûresin)i okumuştum.
Kitap
:
Buhari
Bölüm
:
RESÛLULLÂH İLE ASHÂB'ININ MEDÎNE'YE HİCRETİ BÂBI
Konu
:
Hz. Peygamber'in Medîne'ye hicret sırasında bir mağarada gizlenmesi
Kayıt No
:
7529
Kaynak
:
Ravi (r.a.)
:
Ebû Bekre Nufey' b. Hâris
Rivâyete göre şöyle demiştir: Ben (hicrette) Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber bir mağarada bulundum. Bir ara başımı kaldırdım, (baktım). O anda Kureyş câsuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine: - Yâ Resûla'llah! Bunlardan bir kaçı gözünü aşağı eğse (de baksa muhakkak) bizi görür! dedim. Resûlullah: - Sus yâ Ebâ Bekr! İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola (endîşe edilir mi?) buyurdu.
Kitap
:
Buhari
Bölüm
:
RESÛLULLÂH İLE ASHÂB'ININ MEDÎNE'YE HİCRETİ BÂBI
Konu
:
Hz. Peygamber'le Hz. Ebûbekr'in Medîne'ye hicretlerine âit teferruat;Hicretten sonra Medine'de doğan ilk müslüman çocuk
Kayıt No
:
7530
Kaynak
:
Ravi (r.a.)
:
Esmâ' b. Ebî Bekr
Rivâyete göre müşârün-ileyhâ (Mekke'de iken oğlu) Abdullah İbn-i Zübeyr'e hâmil olmuştu. Esmâ' der ki: Ben gebelik müddetimi tamamlıyarak (Mekke'den) çıktım. (muhâcir olarak) Medîne'ye geldim. Kubâ'ya indim. Abdullah'ı orada doğurdum. Sonra nevzâdı Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e getirdim de kucağına koydum. Bunun üzerine Resûlullah bir hurma istedi. Onu çiğneyip çocuğun ağzına tükürdü. Bu sûretle oğlumun mîdesine ilk giren şey, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in tükrüğü oldu. Sonra Resûlullah hurma çiğnemiyle çocuğun damağını uğdu. En sonra çocuğa duâ buyurdu: Bereket ve saâdet temennî eyledi. Ve nihâyet Abdullah İbn-i Zübeyr, (Hicret'den sonra Medîne'deki muhâcir) müslüman âileleri içinde ilk doğan çocuk oldu.
Kitap
:
Buhari
Bölüm
:
RESÛLULLÂH İLE ASHÂB'ININ MEDÎNE'YE HİCRETİ BÂBI
Konu
:
Kayıt No
:
7531
Kaynak
:
Ravi (r.a.)
:
Alâ' İbn-i Hadremî
Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: Sadar tavafından sonra muhâcir için (Mekke'de oturmağa) üç (gece ruhsat verilmiş) dir, dediği rivâyet olunmuştur.