Hak Yolu
  • Bhagavad Gita
  •   Marifet
  •   Kitaplardan Notlar
  • Kaydet
  • Aç
  • Sözlük
  • Giriş
Elif-Ba
Arapça
İlmihal
Kur'an-ı Kerim
Hadisler
Sünnetullah
Biiznillah TV
Bilimin Işığında
Kitaplardan Notlar
Kıssalar
Notlarım
Duvar
Görseller
Güncel
Site İçi Arama
İletişim
|
Header

Message

Bhagavad Gita


Marifet \ Bhagavad Gita

Vedanta, Teklik veya Birlik felsefesi olarak da bilinen, tüm yaratılışın tek bir özden, saf Bilinç'ten var olduğunu söyleyen öğretidir. Tüm görünen, duyulan, hissedilen, beş duyu ile temasa geçilen nesneler sadece Bilinç ile dışarıdan ve içeriden kaplıdır. Tek bir Varlık vardır, 'O'da saf Bilinç'ten başkası değildir. Kendi Gerçek'ini, her yerde ve her şeyde, başlangıcı olmayan ve sonsuz, sayesinde geri kalan her şeye de sebep olan o sebepsiz sebebi bilen, dolayısıyla geri kalan her şeyi de bilmiş olur.

Kendini-bilmek, tüm nesnelerin, değişkenlerin, deneyimlenenlerin ardından tüm nesnelere, değişkenlere ve deneyimlenenlere varlık verenin kim olduğunu aramak, keşfetmektir. Değişkenlerin ardında değişmez, nesnelerin ardında ise nesneye nesnellik atfeden saf Özne'ye ulaşmaktır. Saf Özne, Bakan/Gören, Deneyimleyen/Gören yada "bedeni-bilen" yani 'Gerçek Benlik' ya da 'Kendilik' işte bundan başkası değildir.

Sebebi kendinden menkul, mevcudiyeti başka bir şey ile tanımlanamayan, mutlak, değişmez, sabit, varlığı kendinin ispatı olanı aramak Hakikat'i aramaktır. Hakikat tüm zamanlar ve mekanlarda değişmeyenin ismidir. Hak, "Gerçek" demek iken Hakk "sebebi kendinde saklı" olandır. Saf Varlık tek Gerçektir. Dolayısıyla Nihai Gerçek saf Varlık'tır. Gerçeklik ise Varlık'tan gelir. Varlığı kendinden menkul olan, saf Varlık, başka bir şeye bağımlı olmadan var olandır. Gerçek ise onun mertebesidir. Yaratılış ise bir yanılsamadır, ancak bu "yoktur" anlamında değildir. Yaratılış, varlığını başka bir ilkeye muhtaç olarak ortaya koyduğu için bağımlı bir gerçekliktir. Tıpkı gölge ile ışık arasındaki ilişki gibi.

Her ne kadar öğretiler farklı diller kullansalar da aslında insan zihni her zaman gördüklerinin ardında gördüğüne anlam ve görüntü vereni merak etmiştir. İşte bu Gerçek ya da Hakikat arayışları tarihte hep farklı diller ve yollar çizmiştir.

Bu öğretinin idrak edilebilmesi için "eyleme", eylemde "marifet"e ihtiyaç vardır. Doğru eylemi icra etmenin ilmine erenler zaten ayrıksı ve kısıtlı benlikten, isimden ve biçimden azade olmuşlardır. Sıfatlık'tan Zat mertebesine yolculuk etmiştirler. "Ben" ve "benim" demeden eylemin sonuçlarına tutunmadan, eylemde marifet ile, zihinleri saflaştırıp, arındırıp, Hakikatin bilgisini idrak edebilecek hale hazırlamışlardır.

 

Duyu nesneleri duyusal dünya ile temasa geçtiğinde soğuk-sıcak, keyif-acı gibi deneyimlere girer. Onların doğası ortaya çıkmak ve sonra kaybolmaktır, daimi değildir. Keyfe de acıya da aynı yaklaşabilen zeka ile ayırt eden bilgiye erişen kişi özgürleşmeye layıktır. Keyif ve acıyı, galibiyet ve mağlubiyeti, zafer ve yenilgiyi eş bir bakışla görerek, eyleme geçmeye hazırlan. Kendini bilmek denilen bu bilgelik ile eylemin seni bağlamasından özgürleş.

Sadece zevk ve güç peşinde koşan ve (bu süslü sözlerle) zihinleri yıkanmış insanlardan doğru (sağlıklı) bir anlayış çıkmaz.

Sadece eylemin üzerinde seçim hakkına sahipsin, asla eylemin sonuçları üzerinde değil. Kendini asla eylemin sonuçlarının icracısı olarak sanma. Ancak eylemsizliğe de tutunma! Sonuçlarına bağlanmadan eylemlerini icra et; galibiyete de mağlubiyete de aynı bir bakışla bak. Arzular ile güdülen eylem daha sığ ve aşağıdadır. Sadece eylemin sonuçları için eyleme geçenler bil ki kaybedenlerdir.

Zeka ile yanılgının bulanıklığının ötesine geçtiğin zaman, söylenilenlere ve (gelecekte) söylenecek olan her şeye karşı tutunmama, bağlanmama gelişir.

Zihnin artık Veda'larla (Kutsal Yazıtlarla) karışmadığında (şu anda halihazırda anlatılan araçlar ve vaat edilen sonuçlar) o zaman Gerçek Benlik'in içerisinde sabitlenecek ve daimi olarak O'nda ikamet edeceksin, O'nda var olacaksın. İşte o zaman Kendini (Gerçek Ben'i) bilmiş olacaksın.

Bir kişi zihinde ortaya çıkan tüm arzularından vazgeçerse, kendisiyle bir başına kendini mutlu, huzurlu hissederse işte böyle bir kişi ayırt etmenin bilgisinin getirdiği, bilinebilecek nihai, aşılmaz bilgiye erişmiştir.

Karşıtlar ile sarsılmayan, onlardan etkilenmeyen, hazların, keyiflerin arzusuna düşmeyen, istemek, korku ve öfkeden azade olan kişi bilge bir kişidir, bilgisi asla sarsılmayandır.

Tüm durum ve koşullarda bağımlılık kurmadan kalabilen, ne aldığı keyifler, hazlar ile sevinçlere, coşkulara ne de acı, hoş olmayan şeyler ile kedere, mutsuzluğa savrulmayan kişi bilgelikte kök salmıştır. Bir kaplumbağa tüm uzuvlarını içine nasıl çekerse, işte böyle bir kişi de tüm duyu organlarını duyu nesnelerinden geriye doğru çekebilir.

Duyularını beslemeyen kişinin duyuları kendisine tekrar geri gelir, tüm arzular (onun) ardında kalır. Gerçek Ben'i bildiğinde arzu ortadan kalkar.

Ayırt etme yetisine sahip bir şekilde, tüm duyu organlarını kontrolü altına alarak, "Gerçek Ben"i tefekkür ederek (o kişi) otursun. Duyu organları üzerinde hakimiyet kazanmış kişi, işte o bilgelikte köklenmiştir.

Nesnelerle yaşayan bir kişide nesnelere bağımlılık gelişir. Bağımlılıktan arzu, arzudan ise öfke doğar. Öfkeden yanılgı, yanılgıdan zihin karmaşası. Zihni karmaşaya düşen kişide zekanın keskinliği kaybolur. Zekanın keskinliğini kaybeden kişi mahvolmuştur.

Öte yandan, zihnini kontrol altına almış kişi, duyu nesneleri ile dolu dünyada hoşlandım-hoşlanmadım ikiliğinden özgür bir şekilde duyu organları üzerinde hakimiyet sahibi olarak (onlarla) ilişkiye geçerse, zihnin dinginliğini, huzurunu bulur.

Zihni dingin, huzurlu olan kişi için tüm acılar ve kederler yok olur. Zihni böylesi dinginliğe, huzura kavuşan kişide zeka kısa sürede tekrar keskinleşir.

Zihni dingin, huzurlu olmayanda zeka ile gelen ayırt etmenin bilgisi yoktur. Zihni dingin, huzurlu olmayanda tefekküre meyil yoktur. Tefekkür meyli olmayanda içsel huzur yoktur. Bir kişide içsel huzur yoksa o kişi için mutluluk nasıl olsun?

Nasıl ki rüzgar küçük bir kayığı dalgalarda sürüklerse dışarıya yönelmeye, dağılmaya müsait duyuları takip eden bir zihin de kişiyi zekadan, ayırt eden bilgiden mahrum eder.

Nasıl ki dalgasız ve dopdolu okyanusa (daha fazla başka) sular aksa da okyanus değişmez ve sabit kalırsa, benzer şekilde bilge kişiye de nesneler geldiğinde, o kişi içinde değişmez, sabittir. Ancak arzularla dolu olan kişi (ona) nesneler gelse bile (yine de) içinde huzur ve sevinç olmayacaktır.

Bağlayan tüm arzuları terk ederek kim ki arzudan, istekten azade bir şekilde kısıtlı "Ben" ve "benim" hisleri olmadan hareket eder, bil ki o kişi huzur ve esenliğe ermiştir.

 

Kim ki, duyu organlarını kontrol altına almış olmasına rağmen, zihninde o duyu nesnelerini hatırlayarak (tefekküre, meditasyona) oturursa bil ki yanılgıdadır ve yanlış davranıştadır.

Öte yandan, kim ki duyu organlarını zihinle birlikte kontrol altına alırsa, nesnelerle bağımlılık kurmadan, eylem yoga'sını (özgürleşme yolunu) benimserse işte o kişi kat be kat üstündür.

Her zaman bağlanmaktan, tutunmaktan azade bir şekilde eylemde bulun çünkü bağlanmadan yapılan eylem kişiyi nihai gidilecek yere götürendir.

Eylemlerinin sonuçlarına tutunan cahil insanlar nasıl ki eylemde bulunuyorsa, bilge kişiler de yine eylemde bulunur. Ancak onlar eylemin sonuçlarına tutunmaz ve insanların hayrını, iyiliğini isteyen eylemler icra ederler.

Tüm eylemlerini adayarak, ayırt eden bir zeka ile, geleceğe dair tüm beklentilerinden ve "ben-im" algısını bırakarak, "Ayrıksı Benlik" algısı ile yanılgı içinde "Ben Yapıyorum" diye düşünmeden, ne öfke ne de hırsa düşmeden eyleme geç.

 

Eylemde eylemsizliği ve eylemsizlikte de eylemi görenler, insanlar arasında en bilge kişilerdir. Eylemleri (bağlayan) arzudan ve iradeden özgür olanlar, bilginin ateşi ile eylemlerini yakanlar, işte ermişler böyle kişileri bilge diye adlandırır.

Eylemin sonuçları ile kurulan derin bağımlılıktan vazgeçtiğinde, her zaman hoşnut, memnun, hiçbir şeye bağımlı olmadan yine de eylemin içerisinde eylem yapan kişi aslında (yine de) hiçbir şey yapmayandır.

Beklentilerden azade, bedeni, zihni ve duyuları üzerinde tam hakimiyet kurmuş, tüm mülkiyetini terk etmiş, sadece bedeni yaşatmaya devam eden eylemleri yapan kişi hiçbir bağlayıcı eylem, olumsuz edim, günah işlemez.

 

Bedeni ve duyu organları üzerinde hakimiyet kuran ve kendini tüm varlıklardaki "Benlik" olarak bilen kişi, eylemde bulunurken bile hiçbir eylemden etkilenmez (eylemin sonucuyla bağlanmaz).

Kim her zaman Kendi'nde, Gerçek Benlik'tedir, görürken, işitirken, dokunurken, koklarken, yemek yerken, yürürken, uyurken, nefes alırken, konuşurken, tutarken, bırakırken, gözlerini açıp kaparken, duyu organlarının sadece ilgili nesnelerle temasta olduğunu (çok iyi) bilir ve "Ben hiçbir şey yapmayanım" diye düşünür, işte o gerçeği görür.

Eylemler icra ederken, (eyleme olan) tutunmasını, bağını bırakan, (eylemlerini) sunan kişi hiçbir olumsuz eylem ile lekelenmez, suyun üzerinde duran (ama bir damla suyla bile ıslanmayan) nilüfer çiçeği gibidir.

Bağımlılığı, tutunmayı bırakarak, tamamen hoşlandım-hoşlanmadım ikiliğinden azade bir şekilde bedenin, zihnin, zekan ve duyu organların ile sadece zihnin saflaşması adına eylemde bulun.

Fiziksel bedende ikamet eden, kendi üzerinde hakimiyet kazanıp tüm eylemlerini (zihinsel olarak) terk ettiğinde, dokuz kapılı şehirde (fiziksel bedende) mutluluk, huzur içerisinde olur, ne eylemde bulunur ne de (kimsenin) eylemde bulunmasına vesile olur. Sadece kişinin mizacı, onu eyleme götürür.

Kendi ile varoluşunda tatminkar ve tam, kendi ile varoluşunda salt mutluluğu bulan, zihni kendi varoluşuna uyanık, açık olan, işte böylesi bir kişi, gerçekten Bilge kişidir.

Kirleri ve saf olmayan katışıklarını yok etmiş, şüpheleri tamamen ortadan kalkmış, kendisi üzerinde tam hakimiyet kurmuş ve herkesin iyiliğinde mutluluk bulan bilge kişiler, işte onlar özgürlüğe erişir.

 

Kendini bilmenin bilgisinde zihni kökleşmiş ve sarsılmaz, duyu organları ve eylem organları üzerinde hakimiyet kurmuş, bir parça toprak, bir taş ya da bir parça altına aynı bakışla, aynı gözle bakabilen kişi, kendi içinde sarsılmaz bir dengede olandır.

İyi dileklerde bulunana, dosta düşmana, tanıdığa, arabulucuya, mide bulandırıcı hisler uyandırana, akrabaya, iyilere ve hatta günahkarlara karşı dahi aynı bakışla bakan, hepsini aynı gözle görebilen kişi, işte o en üstün makama ermiş olandır.

Bedeni ve zihni rahat gevşek, arzu ve mülkiyetten azade, sessiz bir yere tek başına çekilerek meditasyon uygulayabilen kişi, sürekli olarak zihnini tek ve bir tutabilendir.

Zihin belli bir denge, dinginlik kazandığında ve salt Benlik içerisinde mevcudiyet bulduğunda, nesnelere dair arzularından azade olduğunda, işte öyle bir kişiyi sen yetkinliğe ulaşmış, amaca ulaşmış olan olarak bil.

Sarsılmaz, şaşmaz bir meditasyon uygulamasına azimle sarılanlar, her yerde her şeyi aynı eşlikte, aynı bakışla görebilenler, Kendini (Benlik'i) tüm varlıklarda ve tüm varlıkları da kendinde (Benlik'te) görür.

Buna (bu bakışa, görüşe) sahip olabilen, tüm varlıkların ötesinde ve dahilinde tekliği, birliği idrak edebilen kişi, her ne yaparsa yapsın ebediyen "Gerçek Ben'likte" mevcudiyet bulur.

 

Bilinmesi gereken "Gerçek Benlik", başlangıcı olmayan, sınırsız ve sonsuz, nesne olarak asla var olmayan ancak varoluştan asla yoksun olmayan, hem tüm varlıkların dışında hem de içinde, hareket etmeyen ama sayesinde hareket ettirendir. Öylesine soyut, latif olduğu için bilinemeyen; O, hem çok uzak hem çok yakın olandır.

O asla parçalanmaz, bölünmez, tüm varlıkların ardında yekpare, tek olan ama aynı zamanda sanki parçalanmış, bölünmüş gibi görünendir; tüm varlıkları devam ettiren, hem yok eden hem yaratandır.

O ışıkların ışığı, cehaletin ötesinde olandır. O bilginin kendisi, bilinmesi gereken tek şey, bilgi ile ulaşılan Nihayet ve herkesin zihninde sadece O vardır.

O, Nihai Gözlemci (Gören), ortaya çıkartan, devam ettiren, deneyimleyen, her şeyin Hakimi olandır. O, aynı zamanda "Gerçek Benlik" ve bedenin ardındaki sınırsızlık ve sonsuzluktur.

İşte bu anlatılanlar, beden (deneyimlenen alan) ile bilinmesi gereken (deneyimleyen, bedeni bilen) arasındaki farktır.

Bu anlatılanları idrak eden, "Ayrıksı Benlik" yanılgısından sıyrılarak, "Gerçek Ben'likte" kendini bulur.

Gerçek'i görenler, tüm varlıklarda aynı ve tek olan, değişenlerin ardında asla değişmeyeni görenlerdir, işte yalnızca onlar gerçekten görmüşlerdir.

Tüm varlıklardaki farklılığın (farkların ardındaki) aslında aynı sabit olduğunu ve bu farkların sadece O'nun yansıması olduğunu açık ve net bir şekilde kişi gördüğünde, işte o zaman O'na erişir.

Nasıl ki her yeri kapsayan bu dev uzay, üzerinde bulunan hiçbir nesne ile asla etkilenmiyor, lekelenmiyorsa benzer şekilde, Gerçek Benlik de bedende tezahür eden tüm değişimlerin ötesindedir ve hiçbirinden etkilenmez.

Bu sınırsız, sonsuz Benlik, başlangıçtan ve 'Nitelikler'den azade, asla yok olmayan, değişmeyendir. Her ne kadar beden ile kendini gösterse de O asla eylemde bulunmayan ve asla eylemin sonuçları ile de etkilenmeyendir.

(Üç Nitelik; Sattva: Saflık, aydınlatan, bilgiye eriştiren. Rajas: Zihni renklendiren, arzu ve bağımlılık yaratan, bedene bağımlı kılan. Tamas: Cehaletten doğan, yanılgı yaratan, kişiyi tembelliğe, atalete, uykuya ve vurdumduymazlığa sürükleyen.)

Ne zaman ki Gören, Deneyimleyen gördüğü, deneyimlediği her şeyin sadece Nitelikler ve kendi doğasının Nitelikler'in ötesinde olduğunu bilirse, işte o zaman Hakikat'i anlamış demektir.

Her şeye aynı gözle bakabilen, Nitelikler ile sarsılmayan, onlardan etkilenmeyen, kendi ile kendinde ikamet eden, hareket eden her şeyin sadece Nitelikler'den olduğunu bilen ve bu nedenle kendini asla-hareket-etmez-olan diye bilen kişi (Gerçek Benlik ile özdeşlik kuran kişi)...

...bilge olarak, hazza da acıya da eş yaklaşan, kendi halinden hoşnut ve mutlu, bir parça toprağa, bir taşa, bir parça altına aynı gözle bakan, hoş olana da hoş olmayana da, yergiye de övgüye de aldırmayan...

...saygıya da hakarete de aynı halle yanıt veren, bir dostu da bir düşmanı da aynı gözle görebilen, tüm sahip olduklarından vazgeçebilen.... İşte böylesi bir kişi Nitelikler'in ötesine geçmiştir.

 

Kulaklar ve gözlerin, dokunma, tat, koklama duyularının ve zihnin ötesinde olan "Ben"lik duyu nesnelerini deneyimler.

Yanılgıya düşmüş olanlar, bedende ikamet edenin aslında sadece Nitelikler'le sarmalanmış olduğunu ve bu sayede deneyim aldığını göremez. Bilgeliğin gözüne sahip olanlar ise, işte onlar görür.

Çaba gösterenler Gerçek Benlik'i zeka ile görür. Ancak zihinleri yeterince olgunlaşmamış, ayırt etme yetisine sahip olmayanlar, Gerçek Benlik'i çaba gösterse bile göremez.

 

Dinsel uygulamalar, nefis terbiye eden uygulamalar, dua, ibadet ya da hayır işlemek gibi eylemler terk edilmemelidir, aksine kesinlikle yapılmalıdır. Ayırt etme yetisi olanlar için bu eylemler zihni saflaştırır, arındırır. Ancak bu eylemlere sonuçlarına tutunmadan, bağlanmadan yapılmalıdır.

(Fiziksel olarak) eylemde bulunmayı terk edip, eylemsizliğe yönelmek doğru değildir. Eylemi, salt eylem olarak terk tamamen yanılgının sonucudur.

(Zihinsel olarak) eylemlerin sonuçlarını terk edenler, saf bir zihne sahip olanlar, sonrasında ayırt etme yetisine de sahip olacaktır demektir. İşte o zaman tüm şüpheler ortadan kalkar.

Eğer kişi işini, görevini tüm varlıkların Yaratıcısı'na, her yerde ve her şeyde olan Mutlak'a ibadet gibi görerek icra ederse, o zaman o işte başarılı olur.

 

Kaynak : Şrimad Bhagavad Gita: İlahi Olanın Ezgisi - Swami Dayananda - (Türkçe'ye Çeviren: Damla Dönmez)


© 2017 - Hak Yolu - www.biiznillah.com